Tolga AKAGÜN
Bir baba, çocuğuna “Dikkatli ol” derken çoğu zaman kendi hayatında ödediği bir bedeli hatırlar. Genç ise aynı uyarıyı özgürlüğüne müdahale olarak duyabilir. Biri deneyimini aktarmaya, diğeri kendi yolunu bulmaya çalışırken aralarındaki bağ, birbirlerinin niyetini anlayamadıkları yerde zayıflar.
Zamanın ilerlemesi geçmişin bütün doğrularını geçersiz kılmaz. Yeni olan da kendiliğinden doğru değildir. Dürüstlük, emek, sorumluluk ve sözünü tutmak her dönemde değerlidir. Değişen koşullar, bu ilkelerden vazgeçmeyi değil, onları bugünün hayatında nasıl uygulayacağımızı düşünmeyi gerektirir.
Anne babanın rehberlik isteğinin ardında çoğu zaman çocuğunun geleceğine ilişkin kaygı bulunur. Kendi ihtiyaçlarını erteleyerek ona imkân hazırlayan insan, bu fırsatların düşüncesizce tüketilmesini istemez. Beklediği, evladının emeğin değerini bilmesi ve kararlarının sorumluluğunu taşımasıdır.
Ancak çocuğunun sıkıntı çekmesini istememek, onu her güçlükten korumaya dönüştüğünde sorun başlar. Her isteği karşılanan, her yanlışının sonucu ailesince üstlenilen genç, kendi davranışlarıyla sonuçları arasındaki bağı nasıl kuracaktır?
Olgunlaşmak için mutlaka yoksulluk veya ağır acılar yaşamak gerekmez. Fakat beklemeyi, çabalamayı, kaybetmeyi ve yanlışını düzeltmeyi öğrenmek gerekir. Evde görev üstlenmek, bütçesini yönetmek ve başladığı işi tamamlamak da hayata hazırlıktır. Sevgi, bu sorumlulukları çocuğun elinden almamalıdır.
Tecrübenin değeri de burada ortaya çıkar. İnsan her yanlışı kendisi yaparak öğrenmek zorunda değildir. Ailenin, öğretmenin, kitapların ve tarihin sunduğu birikim, önlenebilir bedellerden korunmamıza yardımcı olur. Teknoloji bilgiye erişimi kolaylaştırsa da o bilgiyi yerinde kullanacak muhakemenin gelişmesi emek ister.
Bu aktarımda gençlere dinlemek, büyüklere ise gerekçelerini anlatmak düşer. Sürekli hatırlatılan fedakârlıklar bir borç duygusu yaratabilir; nedenleriyle paylaşılan deneyimler ise yol gösterebilir. Saygı, her söyleneni sorgusuz kabul etmek değildir; duyduğunu ciddiyetle değerlendirmeyi gerektirir.
Anne babanın başarısı, çocuğunun bütün kararlarını vermesinde aranamaz. Asıl başarı, kendi çektiği güçlükleri ona yeniden yaşatmadan, o güçlüklerden öğrendiği sorumluluğu kazandırabilmektir. Böylece geçmiş, geride bırakılmış bir hikâye olmaktan çıkar; geleceği kurarken başvurulan bir birikime dönüşür.
Bir yanıt yazın